süper bal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
süper bal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

BALARISI

BALARISI

www.kestanebali.trtc.biz

Arının vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere üç bölümden meydana gelir. Arıların bütün vücudu kitinli kalınca bir katmanla örtülüdür. Bu katman bir dış iskelet meydana getirir ve hayvanın iç organlarının korunmasını sağlar. Ayrıca arıların vücudu sık bir tüy tabakasıyla kaplıdır.
Baş
Arının başında duyargaları, gözleri ve ağzı vardır. Anten adı verilen bir çift duyarga, başın tam ortasında bulunur. Kısa olan bu organlar eklemli bir yapıdadır. Bu eklemler işçi arılarda ve kraliçe arıda oniki, erkek arılarda onüç boğumdan meydana gelir. Arının duymak, koklamak, tat almak ve bir uzaklığı tahmin etmek için kullandığı duyargalar duyarlı kıllarla örtülüdür. Arılar, duyargalarının aracılığıyla gece karanlığında bile kovanları içinde ballarını saklayacakları petekleri örer ve ona en üstün geometrik biçimi verebilirler.
Oval bir biçimde olan arının başında sade ve bileşik olmak üzere iki tip göz bulunur.
Osel göz veya nokta göz adı da verilen sade gözler, arılarda üç tanedir. Bunlar başın üst kısmında eşkenar bir üçgenin üç noktasını meydana getirecek biçimde yer alırlar. Bunlar arının yakından ve hafif ışıkta görebilmesini sağlarlarBaşın iki yanında ise bileşik göz ya da petek göz adı verilen iki göz bulunur. Bunlar başa yapıştırılmış birer konveks mercek görünüşündedir. Arı bu gözleri uzak mesafeleri görmek için kullanır. Petek gözlerle arı çok uzaklardaki cisimleri 60 kere büyütülmüş olarak görür.
Arının ağzı birçok bölümden meydana gelen bir organdır. Ağzın en ilginç yeri, birbirine çok ince dokularla ekli ve her yönde hareket edebilen, yaklaşık olarak 80 boğumdan meydana gelen dildir.
Dilin uzunluğu 6-9 mm arasında değişir ve çok incedir. Ortasında çok küçük tüylerle kaplı derin bir kanal vardır. Buradan geçen sıvılar ağıza ulaşır. Arı, sıvı besin maddelerini bu kanal yoluyla emer. Dilinin ucundaki çok hassas bir tat alma organı olan kaşıkçık (püskül), dilin daldırılamıyacağı pelteleşmiş sıvıların alınmasına yarar.
Görevi bittiği zaman dil, arkaya doğru kıvrılır ve ‘Labiyal Palpus’ adı verilen iki dudak boynuzunun birleşmesiyle meydana gelen bir kının içine yerleşir.
Arının ağız yapısı tarıma zarar vermeyecek biçimdedir. Çenesi eşek arısınınki gibi tırtıllı değildir. Düz olduğu için üzüm ve öteki meyvelerin kabuklarını zedelemez.

Göğüs

Arının göğsü üç ayrı halkadan meydana gelir: Protoraks (ön-göğüs), mezotoraks (orta-göğüs) ve metatoraks (art-göğüs). Her halkada ön, orta ve arka bacaklar denen toplamı altı olan birer çift bacak vardır. Bundan ötürü arıların üyesi bulunduğu Böcekler sınıfına ‘altıayaklılar’ adı da verilir.
İşçi arı, toz taneciklerini arıtmak için ön ayaklarındaki tarakla duyargalarını ve dilini sürekli olarak temizler. Orta bacak çiftini yalnız yere dayanmak için kullanır. En arkadaki iki bacağı üzerinde ise ‘çiçek tozu kesesi’ ile ‘fırça’ bulunur. Çiçek tozu kesesi tibya (kavak kemiği)’ya bitişik ve tüylerle kaplı üçgen biçiminde bir torbacıktır. Arı, topladığı çiçek tozlarını ve propolis adı verilen bir çeşit reçineyi bunun içine biriktirir. Fırça, bacağın kaval kemiğinin altındaki parçası etrafında, uçları aşağıya doğru olan sayısız tüylerden meydana gelir.
Arının ayaklarının ucunda yapışkan “tüy yastıkları”yla bir çift çengel bulunur. Tüy yastıkları hayvanın dik ve kaygan yüzeylerde kaymadan, düşmeden yürümesini sağlar. Arı yerden kalkmak istediği zaman ayaklarının ucundaki çengellere dayanarak kendini itiverir.
Arının kanatları da göğüs bölümünde yer almıştır. Bunlar, işçi arının en güçlü ve gerekli hareket aracıdır. Arının kanat gücü kuşlara oranla çok üstündür. Bu kanatlar, her iki yanda ve birer çift olmak üzere göğsün son iki halkası üzerinde bulunur. Çok ince tüylerle kaplıdırlar. Enine ve boyuna damarcıklarla örülmüşlerdir. Öndeki kanatlar daha büyüktür ve arının uçuş süresince havada kalabilmesini sağlarlar. Arkadaki kanatlar ise uçuşta yön tayinine yararlar.
Arının arka kanatlarının ön kenarlarında bir takım kancalar vardır. Bunlar ön ve arka kanatları birbirine kenetliyerek uçuş sırasında tek kanat gibi iş görmelerini sağlar, böylece arının uçuş yeteneğini artırırlar. Hız azalınca da kanatlar birbirinden ayrılır.
Arının uçuş sırasındaki hızı saatte 50 km.’ye yaklaşır. İşçi arıların balözü toplarken kovandan en çok 5 km ayrıldıkları tespit edilmiştir. Kanatlar, bütün bunlardamn başka, mutluluk, hayret ve kovana ya da çiçeklerin bulunduğu yere çağırma ifadesi olarak çeşitli tonda vızıltı sesi çıkarmaya yararlar.

Karın

Arının karın bölümü göğüsten ince bir boğumla ayrılmıştır. Dokuz halkadan meydana gelen karın bölümü birbirine çok ince ve elastik zarlarla bağlıdır. Dokuz halkadan işçi ve arı beylerinde altısı, erkeklerde ise yedisi görülür. Halkalar arasındaki elastik zarlar sayesinde arının karnı kolayca büyüyüp küçülür. Böylece bu bölümde bulunan solunum, dolaşım, sindirim organlarına gereken hareketler sağlanır.
İşçi arıların karınlarının son dört halkasında balmumu üretmeye yarıyan mum keseleri bulunur. Son halkada anaarının ve işçi arıların en güçlü korunma silahı olan iğne yer alır. Bu iğne bir zehir kesesine bağlıdır

ARI AİLESİ

Aralarında olağanüstü bir işbirliği olan arı ailesi, anaarı, işçi arı ve erkek arıdan oluşur. Arı kolonisi, kuralları çok sıkı olan bir sosyal düzen içinde birlikte yaşar. Hiçbir arı bu koloniden ayrı olarak hayatını devam ettiremez.
Kolonide birkaçyüz erkek arı, binlerce işçi arı ve bir tek anarı bulunur. İşçi arı sayısı mevsime göre 10.000 ile 100.000 arasında değişir. Her arı ailesinin kendine özgü bir kokusu vardır. Bu yüzden dışarı çıkan her arı kendi kovanına geri dönmek zorundadır. Yabancı kovana girmek isteyen bir arıyı, nöbetçi arılar kokusundan tanıyarak içeri almazlar ve ısrar etmesi halinde mücadele ederek onu öldürürler
Anaarı
Her kovanda birtane anaarı bulunur. Kraliçe arı, beyarı, ece arı gibi değişik isimler de verilir. Anaarının temel görevi yumurta yaparak arı kolonisinin çoğalmasını, böylece neslinin devam etmesini sağlamaktır.
Ana arı görünüş olarak kovandaki diğer arılardan daha uzun ve gösterişlidir. Zaman zaman erkek arılarla karıştırılır. Ana arının kanatları erkeğinkinden kısa, vücudu daha narin olmakla birlikte; boyu daha uzundur. En açık fark, kanatlarının vücudunun yaklaşık yarısı uzunluğunda oluşudur. Vücudunun alt kısmı sarı, üstü ise diğer arılara nazaran daha koyu bir renktedir.

Ana arı, işçi arıların yaptıkları görevlerin hiçbirini yapmaz. Bacaklarında fırça ve çiçek tozu kesesi yoktur. Dili de çiçeklerin balözünü emmeye yetecek kadar uzun değildir. İğnesini ise insanlara saplayamaz, yalnızca rakiplerini bertaraf etmek için kullanabilir.
Ana arı uzun ömrü süresince oğul verme ve döllenme uçuşu hariç, kovandan dışarı hiç çıkmaz.
Ana arı arı kolonisi içinde döllenmiş yumurta yapabilme yeteneğine sahip tek yaratıktır. Herhangi bir nedenden dolayı ölmesi ya da bu yeteneğini kaybetmesi o koloninin yokolması anlamına gelir.
Aynı kovanda iki anaarıya asla yer yoktur. Böyle birşey olması halinde iki arı arasında birisinin ölümüyle sonuçlanacak bir kavga başlar. Yalnızca oğul mevsiminde işçi arılar ana arıların birbirlerini öldürmesine izin vermezler.
Arı kolonisi için hayati önem taşımasından ötürü, işçi arılar ana arının etrafında adeta pervane olurlar. Onu büyük bir özveriyle korurlar ve beslerler. Onun için kendilerini feda etmekten hiç çekinmezler. Ana arı ağzını açar açmaz dört, beş işçi arı hemen onun ağzına bal doldurur.
Anaarının yumurta bırakma işlemi süreklidir. Hiç dinlenmez. Ana arı bir günde oldukça yüksek sayıda yumurta bırakabilir. Bu sayı mevsiminde günde 3.000Õi bulur. Bu kadar yumurta kendi ağırlığının yaklaşık iki buçuk katı kadardır.

İşçi Arı

İşçi arılar, arı kolonisinin en kalabalık grubunu meydana getirirler. Mevsimine göre sayıları 10.000 ile 100.000 arasında değişir. İşçi arı cinsiyet olarak dişidir. Fakat yumurtlama gibi bir fonksiyonu yerine getirmez.
Arı kolonisinin faal olduğu ilkbahar ve yaz günlerinde bir işçi arının ortalama ömrü 40-50 gündür. Daha çok kovan içinde geçen kış mevsiminde 4-5 aya çıkar.
Bir kovandaki işçi arısının çokluğu ve çalışkanlığı o kovanın gücünü ve verimini gösterir. Bir işçi arı kendi ağırlığı kadar yükü taşıyabilecek güçtedir.

Kovanın iç ve dış işlerinin tümünü işçi arılar görürler. Aralarında yaşlarına göre belirlenmiş sıkı bir işbirliği vardır. Daha kolay olan içişleri genç işçi arılar, dışarıdaki işleri ise tecrübeli olan yaşlı işçi arılar yapar.
Kovan içi işler sırasıyla şunlardır:
-Petek gözlerini temizlemek.
-Yeni petek gözleri inşa etmek.
-Kovan içi temizliğini yapmak.
-İçeride ölen arıları dışarı atmak.
-Larvaları beslemek.
-Yavruların üşümesini engellemek için kovan içi ısısını sabit tutmak.

-Dışarıdan gelen işçi arıların ballarını teslim alarak peteklere yerleştirmek.
-Balın kıvamına gelip olgunlaşması için gereken önlemleri almak.
-Bal doldurulmuş olan petek hücresinin üzerine kapatmak.
-Özellikle sıcak olan günlerde kovan içi ısısını ve nem dengesini sağlamak için kovan girişinde kanat çırparak hava sirkülasyonu sağlamak.

-Kovanı dış tehlikelerden korumak için kovan girişinde bekçilik yapmak.
-Ana arıyı beslemek ve ona yardımcılık yapmak.
-Kovan içindeki çatlakları ve gerektiğinde kovan girişini propolis ile kapatmak.

Bir kovanda daha çok tecrübe gerektiren ve daha tehlikeli olan dışarıdaki işler ise şunlardır:
-Bal toplamak.
-Prepolis toplamak.
-Polen toplamak.
-Su taşımak

Erkek Arı

Vücut yapısı olarak işçi arıdan büyük, ana arıdan küçük görünüşlüdür. Kovandaki tek fonksiyonu ana arının döllenmesini gerçekleştirmektir. Bu dölleme işi de sadece bir tek erkek arıya nasip olur. Genellikle kışın kovanlarda erkek arı bulunmaz. İlkbaharda doğarlar ve sayıları yaklaşık olarak 100 ile 500 arasında değişir.

Erkek arı dişi arının yerine getirdiği bal, polen toplama ya da kovan içi hizmetlerin hiçbirini yapamaz. Çünkü vücut yapısı bunlara uygun değildir. İğnesi de yoktur bu yüzden sokucu özelliğe sahip değildir. Dışarıda gezerek kendi karnını bile doyuramaz. İşçi arıların getirdiği bal ve polenle beslenir. Sonbahar gelip bal mevsimi bittikten sonra işçi arılar tarafından kovan dışına atılarak ölüme terkedilirler.
Üremesi
Bütün arı cinsleri üç aşamadan geçerek ergin arı haline gelir. Bu aşamalar genellikle yumurta, larva (kurtçuk) ve pupa (koza) olarak isimlendirilir.
Temelde bütün cinslerin kaynağı ana arının hücrelere bıraktığı yumurtadır. Cinslerin arasındaki farklılığı hücre büyüklüğü, beslenme şekli ve kuluçka süresi belirler. Yalnızca işçi arı ile ana arı döllenmiş yumurtadan, erkek arı ise döllenmemiş yumurtadan çıkar.
Petek gözleri, işçi arı gözleri ve erkek arı gözleri olarak iki farklı büyüklüğe sahiptir. Ana arı gözleri ise esas petek yapısı içinde yer almaz, sonradan ilave edilir.
İşçi arılar çapı 5.37 mm olan en küçük petek gözlerinde yetişir. Anarının döllenmiş yumurtaları işçi arı gözlerine bırakma kapasitesi kovanın o yıl içindeki gücünü ve verimliliğini belirler. Ayrıca koloninin hayatını devam ettirebilmesi de işçi arı üretebilmesine bağlıdır.

Ana arı başını içine sokarak yumurta koyacağı petek hücresini önce kontrol eder. Sonra iki ön ayağı ile hücre kenarlarından tutunarak vücudunun arka kısmını hücrenin içine sokar. Birkaç saniye içinde yumurtlayarak diğer hücreye geçer. Ana arı yumurtalarını hücreler arasında boş hücre kalmayacak şekilde bırakır. Çünkü bu yumurtaların rahat bakımı için şarttır.
İlkbaharda kovan gelişiminin doruğa çıktığı günlerde genç bir ana arı, hücrelere günde yaklaşık 2000 yumurta bırakabilir.

Ana arı tarafından petek gözlerine bırakılan yumurta iğne ucu kadar küçük, hafifçe kıvrık ve beyaz renklidir. Hücrenin dibinde yapışık olarak üç gün boyunca durumunu korur.

Üçüncü günü yumurtalar çatlayarak küçük bir kurtçuk olan larva haline dönüşür.
Larva ilk üç gün arı sütüyle daha sonraki üç gün ise bal ve polen ile beslenir. Dokuzuncu gün larvanın bulunduğu petek gözü bal ve polen ile doldurularak kapatılır.

Larva artık pupa aşamasına geçmiştir.

Pupa aşamasında değişim geçiren arı bu aşamayı yaklaşık 12 günde tamamlayıp hücre kapağını kemirerek dışarı çıkar.

İlk çıktığında güçsüz, ıslak ve donuk renklidir. Dadı arıların bakımı ile 2-3 günde kuvvetlenir, gerçek rengini alır ve tüylenir. İşçi arının yumurta ile ergin arı olması arasında geçen süre yaklaşık 21 gündür.

Ana arı erkek arı yumurtalarını genişlikleri yaklaşık 6.91 mm olan erkek arı hücrelerine koyar. Erkek arı yumurtalarının işçi arı yumurtalarından tek farkı döllenmemiş olmalarıdır. Kapatılmış erkek arı hücrelerine bakıldığında, işçi arı hücrelerinden daha kabarık durumda görünürler. Arının gelişim süreci işçi arınınki ile aynıdır fakat süresi 24 gündür.
Ana arı genelde oğul mevsiminden hemen önce erkek arı yumurtalarını hücrelere bırakır.

Ana arının üremesi kendiliğinden gelişen bir süreç değildir, koloninin vereceği karara ve bazı gelişmelere bağlıdır.
Koloninin yeni bir ana arı üretme isteği genelde 3 nedene dayanır. Birinci neden, koloninin oğul verme arzusudur. Oğul mevsimi yaklaştığında işçi arılar yeni ana arı üretmek için peteğin alt kısmında bulunan hücrelerden bazılarını genişleterek 20-25 mm uzunluğunda 8 mm genişliğinde bir yüksük şekline getirirler. Ana arı gözü denilen bu yüksükler peteğin esas yapısı içerisinde yer almaz, işçi arı gözlerinin dışa doğru genişletilip uzatılmasıyla oluşturulur. İşçi arılar ana arıyı yaptıkları yüksüklerin içine yumurtlatmaya uğraşır. Eğer bunu başaramazlarsa işçi arı gözlerindeki yumurtalardan alarak ana arı gözlerine koyarlar.
İkinci neden, ana arının kaybedilmiş olmasıdır. Herhangi bir sebepten dolayı ana arının kaybedilmiş olması halinde işçi arılar acilen ana arı yüksükleri yaparak koloniye yeni ana arı kazandırırlar.
Üçüncü neden ise yaşlandığı için ana arının değiştirilmesi arzusudur. Ana arı iyice yaşlanarak, koloninin hayatını devam ettirebileceği asgari yumurtayı hücreler içine bırakma gücünü kaybettiği zaman, koloni bu ana arıyı değiştirme kararı alır.

Oğul vermek amacıyla yapılan ana arı yüksüklerinin sayısı genelde 10-15 kadardır. Ana arıyı değiştirmek için yapılan yüksükler ise 2-4 tane civarındadır. Oğul için yapılan yüksükler, ana arıdan gizlemek için çerçevelerin dip taraflarında, gizli köşelerinde bulunur. Ana arıyı değiştirme amacıyla yapılan yüksükler ise çerçevenin ortasında, kuluçkanın bol olduğu alanlarda yer alır.

Ana arı hücresindeki yumurtanın diğer işçi arı yumurtalarından hiçbir farkı yoktur. 3 gün sonra yumurtalar çatlar. Larva 6 gün sürekli olarak arı sütü ile beslenir. İşte fark bu beslemede ortaya çıkar. İşçi ve erkek arılar daha düşük kaliteli arı sütü ile beslenirler. Aynı dönemde işçi arı larvasına verilen arı sütü 15 mg civarındadır. Buna karşın ana arı larvasına yaklaşık 500 mg arı sütü verilir. Sürekli olarak beslenen larva dokuzuncu gün yine hücrenin içi arısütü dolu olacak şekilde kapatılır. Aradan 7 gün geçer ve 15 günün sonunda ana arı hücreyi kemirerek dışarıya çıkar.

Oğul için yapılan yüksüklerde ana arı yüksüğün ucunu kemirerek dışarı çıkar. Kolonide mevcut ana arıların diğer yüksüklere zarar vermesi engellenir. Koloniye yeni ana kazandırmak için yapılan yüksüklerin ilkinden ana arı çıkıp koloni tarafından kabul gördükten sonra, diğer yüksükler yan taraflarından delinerek içlerindeki ana arı adayları imha edilir. Bu şekilde yan taraflarından açılmış ana arı memeleri görüldüğünde o koloninin yeni bir ana arıya kavuşmuş olduğu anlaşılır.

Yeni doğan ana arıların döllenmiş yumurta bırakabilmeleri için çiftleşmeleri gerekir. Ana arı bu işlemi gerçekleştirmek için çiftleşme uçuşuna çıkar. Günün müsait olan bir saatinde kovandan ayrılan ana arı hemen göğe doğru yükselir, bir çok kuşun erişemeyeceği bir yüksekliğe çıkar. Ana arının yaydığı kokuyu duyan yüzlerce erkek arı ona yetişmek için hızla uçar. Ana arıyı takip eden erkek arıların sayısı uçuş sırasında giderek azalır, yükselmeye güçleri yetmeyenler uçuşu yarıda bırakmak zorunda kalır. Ana arıya yetişebilen en güçlü erkek arı ile ana arı gökyüzünde çiftleşir. Bu çiftleşme sonunda erkek arı ölür. Çiftleşme olayı ana arının sperm kesesi doluncaya kadar devam eder. Ana arı bu süre içinde 8-10 erkek arıyla çiftleşebilir. Ana arı aldığı spermleri ömrünün sonuna kadar canlı olarak koruyabildiği için hayatı boyunca bir daha çiftleşme ihtiyacı hissetmez.
ARILARDA SOSYAL DÜZEN
Arı kolonisi çok sıkı bir sosyal düzen içinde yaşar. Bütün arılar içgüdesel olarak bu düzeni bilir ve hayatını bu kurallara uygun olarak devam ettirir. Kovanda her arının görevi kesinlikle bellidir. Arılar bu görevlerin dışına çıkamazlar.
Arı kolonisi açık alanda yaşama düzenine sahip değildir. Ya insanlar tarafından yapılmış kovanlarda ya da doğal ortamlarda bulunan oyuk ve kovuklarda yaşarArı kolonisinin yuva içindeki yaşam alanı ise peteklerdir. Gerek doğal ortamda gerekse kovan içinde olsun arı muhakkak kendisine petek yapar. Balmumundan örülen petek gözleri, hem besin deposu hem de ana arının yumurtalarını bıraktığı bir yavrulama alanıdır.
Bütün dünyadaki balarıları petek gözlerini aynı şekilde yapar.
Arı kolonisi bir tür kadınlar cumhuriyetidir. Hakim olan unsur dişi arılardır. Erkek arıların yalnızca kraliçe arıyı döllemekten başka bir fonksiyonları yoktur.
Arı yaşam alanı olan kendi kovanına kesinlikle pislemez. Aradan kaç gün geçerse geçsin dışkılamak için dışarı çıkmaya fırsat kollar. Kış mevsimi hariç hiçbir arı kovan içinde ölümü beklemez. Öleceğini anlayan arı kovandan olabildiğince uzaklaşır.
Bir kovanda, anaarının yaşlandığı durumlar dışında, asla 2 ana arı birden olmaz. Olması halinde sonu ölümle biten bir kavga başlar.
Anaarı verimsizleştiğinde yeni ana arı doğup, çiftleşip sağlıklı bir şekilde döllenmiş yumurta bırakıncaya kadar, yaşlı ananın yaşamasına izin verilir.
Bütün arı kolonilerinin birbirinden ayrılan kokuları vardır. Arılar kendi kovanlarına girmek isteyen yabancı arıları bu kokudan tanırlar ve giriş yapmalarına izin vermezler.
Arılar kendi kovanlarını şekil olarak değil, bulunduğu yer itibariyle tanırlar. Bir kovan 1 metre öteye taşınsa bile dışarıdan gelen arı kendi kovanını bulamaz.
Araziye nektar ve polen aramaya çıkan kılavuz arılar geri döndükten sonra kovanın üstünde kendine özgü yaptıkları dansa benzer hareketlerle, kaynağın yönünü ve yerini anlatırlar.
Her arı nektarını aldığı çiçeğin üzerine kokudan bir işaret bırakır ve artık o çiçeğe başka bir arı uğramaz.
Başka bir canlıyı sokan arının sonu ölümdür fakat kovanı korumak için hiçbir arı ölümüne mal olacak sokma olayını gerçekleştirmekten çekinmez.
Bal toplama mevsiminde bir işçi arının ömrü yaklaşık olarak 40 gündür. Yani hiçbir işçi arı topladığı balı kışın kendisi yiyemez.

www.kestanebali.trtc.biz

ARICILIK

ARICILIK

www.kestanebali.trtc.biz

Genel anlamda arıcılık, bir amaç doğrultusunda “Arıları Kullanabilme ve Yönetebilme Sanatı” olarak adlandırılabilir. Teknik arıcılık için bilgi ve tecrübeye ihtiyaç vardır. Aksi halde, bilgi ve tecrübe olmadan teknik arıcılık hatta sıradan bir arıcılık bile yapmak mümkün değildir. Arıcılığa başlamadan önce arı ailesi (koloni), aile bireyleri ve koloninin yaşam düzeni ile arıcılığı ilgilendiren diğer konularda bilgi sahibi olunmalıdır.
Bilgi ve tecrübeden yoksun yapılacak arıcılık ekonomik kazanç bir yana, başarısızlıkla sonuçlanır.

Arıcılığın tarihçesi insanların mağara hayatı yaşadığı on binlerce yıl öncesine kadar gitmektedir. M.Ö. 7000 yıllarına ait mağaralara çizilen resimler, çok eski tarihlere ait arı fosilleri ve benzeri tarihi buluntular bu görüşü doğrulamaktadır. İlk insanlar doğal olarak ağaç kovukları ve kaya oyuklarına yuvalanan oğulları öldürerek ballarından yararlanmışlardır.

Tarihi gelişim içinde taş devrinden itibaren; önce mantar ve ağaç kütükleri sonra da toprak ve kilden yapılmış kaplar kovan olarak kullanılmış ve zamanla bugün kullanılan kovanlar geliştirilmiştir. Gerçek arıcılık, insanların ağaç kovukları içinde yuvalanan arıları öldürmeden bir miktar bal almaları ve bir miktar balı da arılara bırakmaları ile başlamıştır. Arıların gen merkezlerinin Orta-Doğu ülkeleri olduğundan arıcılığın ortaya çıkması bu ülkelerde olmuştur. Bununla birlikte M.Ö. 1300 yıllarına ait olduğu sanılan ve Hititler devrinden kalma Boğazköy’deki taş yazıtlarda arılardan bahsedilmesi arıcılığın Anadolu’da da çok eski tarihlere dayandığını göstermektedir.

Son birkaç yüzyıl öncesine kadar çok uzun bir süre ilkel olarak yapılan arıcılık, bir çok bilimsel buluş ve gelişmelerin ışığında günümüz arıcılığına kadar gelişme süreci yaşamıştır. Günümüz arıcılığına gelinmesinde; 1787 yılında ana arının havada çiftleştiğinin tespiti, 1845 yılında arı üreme biyolojisinin izahı, 1851 yılında çerçeveli fenni kovanın keşfi, 1857 yılında temel petek kalıplarının bulunuşu, 1865 yılında bal süzme makinesinin icadı, 1882 yılında larva transfer yöntemiyle ana arı yetiştirme tekniğinin keşfi ve 1926 yılında ana arılarda yapay döllemenin bulunuşu gibi icatlar katkıda bulunmuştur.

ARICI KİMDİR?

Meslek Standartları Kurumunun tanımına göre; Arıcı, kendi başına ve belirli bir süre içerisinde, arılı kovan hazırlama, ana arı, oğul arı ve arı ürünleri üretme, arı kolonisinin bakım, beslenme, arı ürünleri hasadı, arıcılık araç, gereç ve ekipmanlarının bakım ve onarım işlemlerini yapma bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişidir. Arıcı, işletmenin genel çalışma prensipleri doğrultusunda, araç, gereç ve ekipmanları etkin bir şekilde kullanarak, işçi sağlığı, iş güvenliği ve çevre koruma düzenlemelerine ve mesleğin verimlilik ve kalite gerekliliklerine uygun olarak, belirlenmiş görev ve işlemleri yerine getirir.

NEDEN ARICILIK?

Modern tarımın önemli dallarından biri olarak kabul edilen arıcılığı, yurdumuzun hemen heryerinde başarıyla yapmak mümkündür. Yaşadığımız coğrafyanın iklimi ve bitki örtüsü özellikleri, arıcılıktan verimi yüksek sonuçlar alınmasına olanak sağlayacak niteliktedir. Arıcılık az bir sermaye ve emekle yapılmaya çok uygun bir uğraştır. İsteyen herkes evinin bahçesinde 2-3 kovana bakabileceği gibi, işe ticari boyut katıp bu sayıyı rahatlıkla 20-30 kovana çıkartabilir. Bu özelliğinden dolayı, bir ailenin geçimini sağlayan ana uğraş olabileceği gibi, diğer işlerin yanında ek gelir sağlayan yardımcı bir faaliyet olarak da rahatlıkla yapılabilir. Arıdan elde edilen bal, balmumu, polen ve diğer ürünler ülke ekonomisine önemli girdiler sağlar. Bu ürünlerin besin olarak tüketilmesinin sağlıklı yaşam ve dengeli beslenme konusuna olan katkıları da herkesçe bilinir. Arıcılığın tarım açısından en büyük önemi ise, bitkilerin tozlaşmasında oynadığı roldür. Polen toplamak için çiçekten çiçeğe gezen arı, bitkilerin doğal yoldan döllenmesine yardımcı olur. Yapılan araştırmalara göre arının bu fonksiyonu yaklaşık olarak üründe %40 verim artışı sağlar.Yurtdışında birçok meyve bahçesi sahibi tozlaşma döneminde bahçesi için arı kovanı kiralar. Buralarda arıcılar bu işten de gelir elde eder.

Bir arı kolonisi diğer tarımsal üretim dallarında olduğu gibi sürekli bakım istemez. En azından sabah akşam, yem, su, gübre vs istemez. Belli dönemlerde birkaç saati alacak bir bakım işlemi, sağlıklı arı kolonilerine sahip olmak için yeter de artar bile. Arıcılık ayrıca büyük uzmanlıklar gerektirmez, kolaylıkla öğrenilebilir. Zaten arıcıların en büyük meziyetlerinden birisi de bildiklerini başkalarına öğretme arzusudur. Arıcılık yapmaya karar veren herkes, bu işi bilenlerin yardımlarıyla kısa zamanda arıcılık faaliyetinin ince ayrıntılarını öğrenmeye başlar.
Arıcılığın çok önemli bir uğraş olduğu, bu işe gönül verenler tarafından sıklıkla vurgulansa da malesef ülkemizde bu alanla ilgili gerekli ve yeterli yatırımlar önemsenerek yapılmamaktadır. Bilindiği gibi bütün dünyada sentetik katkı maddeleri içermeyen doğal gıdalara karşı büyük bir ilgi oluşmaya başlamıştır. Arıcılık hiçbir teknolojik yatırım yapmaya gerek kalmadan kendiliğinden katkısız ve doğal gıda üreten bir sistemdir. Bu yüzdenekonomik değeri önümüzdeki yıllarda kendiliğinden artacaktır.

ARICILIĞA NASIL BAŞLANIR?

Arıcılığa başlamadan önce muhakkak gerekli araştırmaları yapıp, bu konu ile ilgili temel teorik bilgileri öğrenmek gerekir. Bu bilgileri kitaplardan, dergilerden, internet ortamından ya da ilgili kurumların yayınlarından edinebiliriz.
Arıcılığa başlayanları başarızlığa sürükleyen en büyük faktör, kulaktan dolma bilgilere itibar etmeleridir. Bu yüzden çevremizde başarılı bir şekilde modern arıcılık yapan kişilerle tanışıp gerekli başlangıç bilgilerini öğrenmek en sağlıklı yoldur. Özellikle geleneksel olarak atadan dededen kalma usullerle arıcılık yapan, ki kovanları modern bile olsa, arıcılığı belli bir aşamadan öteye geçirememiş kişilerin söylediklerini çok dikkate almamak gerekir.
Başarılı olmak isteyen arıcı sürekli araştırmalı ve arıcılıkla ilgili yeni yeni oluşturulmuş teknikleri öğrenmeye çalışmalıdır. Sabırlı olan ve kendini sürekli geliştiren bir arıcının başarılı olmaması için hiçbir sebep yoktur.
Arıcılığa pratik olarak satınaldığımız boş bir kovana oğul koydurarak, arazide bulduğumuz sahipsiz bir arıyı alarak ya da arılı bir kovanı satın alarak başlayabiliriz.
Ama en iyi başlama yöntemi, arısı güçlü, anası genç bir kovan alarak başlamaktır. Hatta alacağımız kovanlar standartlara uygun, ve içindeki arının cinsi de belli olursa, bu en iyi başlama yöntemidir.
Arıcılığa en fazla 3 kovanla başlamalı, tekniklerini öğrendikten sonra kovan sayısını zamanla çoğaltmalıdır.
Arıcının ilk öğrenmesi gereken şey hiç kuşkusuz arılığa girerken dikkat edilmesi gereken kurallardır. Arıcılığı emniyet içinde yapabilmek için özellikle arıları kızdıran davranışların neler olduğunu bilmek ve önlemlerini almak gerekir.
İkinci öğrenilmesi gereken şey, arı kovanının açılması ve çerçevelerin kontrol edilme yöntemleridir. Arıcı bir çerçeveye baktığında, hangi hücrenin yavru, hangisinin bal, hangisinin polen içerdiğini anlayabilmelidir.
Bu arada dişi arı, erkek arı ve ana arıyı ilk bakışta tanıyabilme becerisi kazanılmalıdır.
Zaman içinde kovan içindeki çeşitli problemlerin neler olabileceği ve bunların önlenmesi yöntemleri öğrenilmelidir.
Arıları gerektiğinde besleme ve dönem sonunda ürünleri hasat edip, arılığa kışlatma pozisyonuna getirme yöntemleri de zaman içinde öğrenilmesi gereken konulardır.

PRATİK BİLGİLER
ARI BİRLEŞTİRME

iki ya da daha fazla kovandaki arayı, tek kovanda toplama işine arı birleştirme denir. Arı kovanlarını birleştirme iki nedenle yapılır. Birincisi anası ölmüş kovanlar anası olan bir kovanla birleştirilerek sönmeleri önlenir. İkincisi ise zayıf iki kovan birleştirilerek tek ve güçlü bir koloni oluşturulur. Arılıkta her zaman çok sayıda zayıf kovan yerine, az sayıda güçlü kovan bulundurmak daha avantajlıdır. Güçlü kovanlar hastalıklara ve zararlılara karşı daha dirençli olur. Bal toplama mevsiminde arı sayısı fazla olan kovan daha çok bal taşır. Ayrıca güçlü kovanlar kış şartlarına daha iyi dayanır.
Birleştirilmesi düşünülen iki kovanın birbirlerine olan yakınlık mesafesi yavaş yavaş azaltılır ve yanyana getirilir. Hava koşullarının izin verdiği müsait bir akşam üstü, bütün arılar kovanlarında olduğu bir zamanda birleştirme işlemine başlanır.
İki ya da daha fazla sayıdaki arı kolonisini birleştirmenin bir çok yöntemi vardır; gazete kağıdı ile birleştirme, elek teli ile birleştirme, un ile birleştirme gibi. Ama en pratik ve zahmetsiz birleştirme şekli koku ile birleştirme usulüdür.
Bilindiği gibi arılar yabancı arıları kokularından tanırlar. Birleştirilen iki arı kolonisinin kavga etmemesi için kokularının aynı olması gerekir. Bunun için içine koku katılmış şerbet iki kovanın içine de püskürtülür. Ya da oğul kokusu ya da benzeri arıların rahatsız olmayacağı kokuya batırılmış bir parça pamuk iki kovana da konarak bir süre beklenir. Hatta çok az sıkmak kaydıyla insanların kullandığı normal parfümle de bu bu amaçla kullanılabilir.
İki koloninin kokusu da birbirinin aynısı olduktan sonra daha zayıf olan kolonideki çerçeveler arılarıyla birlikte alınarak, diğer kovanın içine yerleştirilir. Eğer iki kolonide de ana arı varsa, daha genç ve sağlıklı olanı bırakıp diğer anayı öldürmek gerekir. Analardan birisini öldüremezsek iki ana kavgaya tutuşur ve muhtemelen genç ve güçlü olan ötekini öldürür. Arılar birleştirildikten sonra bir kaç gün beslenirlerse hiç kavga etmeden ortak yaşamlarına problemsizce devam ederler.

www.kestanebali.trtc.biz

Arı ürünleri

PROPOLİS NEDİR okumak için tıklayın...

BALMUMU NEDİR okumak için tıklayın...

ARI ZEHİRİ NEDİR okumak için tıklayın...

ARI SÜTÜ NEDİR okumak için tıklayın...

POLEN NEDİR okumak için tıklayın...

APİTERAPİ NEDİR okumak için tıklayın...


Arı ürünleri

www.kestanebali.trtc.biz

1. Balın Tanımı

Bal, Türk Gıda Kodeksi 2000/39 sayılı Bal Tebliğinde “Bal; bal arılarının çiçek nektarlarını, bitkilerin veya bitkiler üzerinde yaşayan bazı canlıların salgılarını topladıktan sonra, kendine özgü maddelerle karıştırarak değişikliğe uğratıp, bal peteklerine depoladıkları tatlı madde” olarak tanımlanmıştır. Tanımından da anlaşılacağı üzere bal saf ve doğal olmalı, hiçbir katkı maddesi veya kalıntı içermemelidir.

2. Balın Sınıflandırılması

Balın sınıflandırılması üretim ve pazarlama şekline ya da kaynağına göre yapılmaktadır. Üretim ve pazarlama şekline göre bal; süzme ve petekli, elde edildiği kaynağa göre ise çiçek ve salgı balı olarak sınıflandırılabilir.

Çiçek balı; genellikle bitkilerin çiçeklerinde bazen de kiraz, bakla, pamuk, ve şeftali gibi bitkilerin yaprak sapı ve gövdelerinde bulunan nektar bezlerince salgılanan nektarın arılar tarafından toplanması ile oluşturulan baldır.

Salgı balı; çam, meşe, kayın ve ladin gibi orman ağaçları üzerinde yaşayan böceklerin salgıladığı tatlı salgıların arılar tarafından toplanması ile oluşturulan baldır. Ülkemiz için en önemli salgı balı çam balıdır.

3. Balın Bileşimi

Balın bileşimi, üretimin yapıldığı yöredeki bitki türlerine ve üretimin yapıldığı zamana göre değişmektedir. Ancak genel ortalama olarak balın %80′i değişik şekerlerden %17’si sudan meydana gelir. Geri kalan %3′lük kısım başta enzimler olmak üzere, balı bal yapan ve balı değerli kılan maddelerden oluşur.

4. Balın Bileşimini Oluşturan Maddeler

Su
Baldaki su miktarı balın olgunlaşma durumuna bağlı olarak farklılık gösterir. Normal olarak olgunlaşmış ballar %17 dolayında su içerirler. Baldaki su oranının yüksek olması balın daha kolay bozulmasına neden olur. Bu nedenle süzme bal, tamamen veya en azından yarısı sırlanmış peteklerden elde edilmelidir.

Karbonhidratlar
Bal, kaynağına ve bal özünü bala çeviren arıların salgı bezlerinin salgıladıkları enzimlerin aktivitelerine bağlı olarak yaklaşık 15 çeşit şeker içerir. Ancak, şekerler içersinde büyük çoğunluğu früktoz (levüloz) ve glikoz (dekstroz) oluşturur. Balda toplam şeker oranı % 80 dolayındadır.

Mineral Maddeler
Balda; demir, bakır, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, silisyum, alüminyum, krom, nikel ve kobalt gibi değerli mineral maddeler vardır. Salgı balları mineral maddelerce daha zengindir. Bu özelliğinden dolayı tedavi amaçlı da kullanılırlar ve kristalize olmadıkları için bazı tüketiciler tarafından tercih edilirler.

Proteinler
Balın kaynağına bağlı olarak, proteinlerin yapı taşları olan aminoasitler ballarda oldukça düşük düzeylerde bulunurlar. Balda 17 adet farklı aminoasit tespit edilmiştir.

Asitler
Asitler, bala kendine has kokuyu veren maddeler olup balın asidik yapıda olmasını sağlarlar. Balın pH değeri değişik şartlar altında 3.4 ile 6.1 arasında değişmekle birlikte ortalama olarak 3.9′dur.

Enzimler
Balda, bir kısmı bitkilerden bir kısmı da arının salgı bezlerinden gelen değişik enzimler bulunur. Enzimler balın en değerli maddeleridir. Doğal ve ısıtılmamış ballarda enzim miktarı oldukça yüksek olup bu tür ballar kaliteli ve çok değerlidir. Bal ısıtıldığı oranda enzim değerinde kayıplar olur.

Vitaminler
Bal, kaynağına ve içerisindeki polenlerin miktar ve çeşidine bağlı olarak B, C, E ve K vitaminleri içerir.

5. Balın Fiziksel Özellikleri

a) Renk Özelliği
Balın rengi, elde edildiği kaynağına bağlı olarak su renginden siyaha kadar büyük bir varyasyon gösterir. Ayrıca, balın ısıtılması ve uzun süre açıkta tutulması balın rengini değiştirmektedir.

b) Viskozite
Balın bünyesi ya da akıcılığa karşı koyma özelliği de denilen viskozite, bal içinde mevcut su oranı ile yakından ilgilidir. Balı ısıtarak viskozitesini azaltmak mümkündür.

c) Işığı Döndürme
Balın polarize ışığı sağa ve sola döndürmesi, balın kaynaklarına göre farklılık gösterir. Nektar balları ışığı sola, salgı balları ise sağa döndürmektedir. Sakkaroz denen çay şekeri de ışığı sağa döndürür. Bu özellik sahte balların tanınmasına yardımcı olur.

6. Balın Kimyasal Özellikleri

a) Balın Tadı ve Kokusu
Bal, elde edildiği kaynağa bağlı olarak kendine has tat ve kokuya sahiptir. Bu itibarla ısıtma, işleme, depolama gibi işlemlerde balın kendine özgü tat ve kokusunu değiştirecek yanlış uygulamalardan kaçınmak gerekir.

b) Balın Şekerlenmesi
Bazı tanım ve hükümleri “Bal standardı” bölümünde verilen 2000/39 sayılı “Bal Tebliği”nde kristalize bal “kristalizasyon metotlarının herhangi birine tabi tutularak veya balın kristalleşmesi için herhangi bir işleme tabi tutulmaksızın tamamen veya kısmen şekerleşmiş, krema ve fondan kıvamdaki bal” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi balın şekerlenmesi bozulma olmayıp balın elde edildiği bitkisel kaynağa göre oluşabilen doğal bir olaydır. Ancak tüketicilerin çoğu kristalize olan balı bilgisizlik sonucu hileli bal olarak düşünürler. Bu yanılgı, ülkemizde özellikle süzme bal pazarlamasında sıkıntılara yol açmaktadır. Gerçek olan, pek çok doğal ve kaliteli balın çok çabuk hatta süzme aşamasından hemen sonra bile şekerlenmeye başlayabileceğidir.

Balın şekerlenip şekerlenmemesi üzerine; balın su, glikoz ve früktoz oranları, balın depolanma sıcaklığı, depolama sıcaklığının dalgalanması ve balda bulunan polen gibi katı partiküllerin miktarı etkili olmaktadır. Balın früktoz oranı düşerken glikoz oranının artması şekerlenmeyi destekler. Ancak, son yapılan çalışmalarda balın şekerlenme eğiliminin belirlenmesinde daha çok glikoz/su oranı üzerinde durulmaktadır. Buna göre, glikoz/su oranı 1.7′den daha düşük balların şekerlenmediği, bu oranın 2.1′den daha yüksek olan balların ise kısa sürede şekerlendiği bildirilmektedir.

Özellikle tüketicilerin bilgilendirilmesi yönünden tekrar etmek gerekirse, balın şekerlenmesi tamamen doğal bir olaydır ve balın kalitesini etkilemez. Batı ülkelerinde kristalize olmuş hatta özel yöntemlerle kristalleştirilip krem haline getirilmiş ballar zevkle tüketilirken ülkemizde bu tür ballara şüphe ile bakılması büyük bir yanılgı olup doğal ve kaliteli bala yapılabilecek en büyük haksızlıktır.

Balın kristalleşmesini önlemek için bazı yöntemler önerilse de çoğu ya yasal değildir ya da pratik uygulamadan uzaktır. Uygulanabilecek en basit yöntem balın önce oC’da 5 hafta bekletilmesi sonra da 14 oCÕda saklanmasıdır. Tüketiciler, istediklerinde kristalize olan balı sıvı hale getirmek için bal kabını, sıcaklığı 38 oC geçmeyen ılık su içinde tutabilirler.

Ayçiçeği, yonca, kavun, karahindiba, pamuk balları çok çabuk şekerlenirken akasya, hardal, orman gülü ve salgı balları geç şekerlenir. Adaçayı balı yıllarca şekerlenmeden kalabilir.

c) Balın Fermantasyonu
Balın içindeki şekerlere dayanıklı mayalar, özellikle su oranı yüksek balların fermantasyonuna (ekşimesine) neden olur. Sırlanmış ve olgunlaşmış balların su oranı daha az olduğu için ekşimesi zordur. Bu yüzden ballar olgunlaşmadan hasat edilmemelidir. Balın ekşimesini önlemek veya geciktirmek için bal, belli sıcaklıklarda, belli sürede ısıtılıp pastörize edilebilir. Ancak her ısısal işlem balın kalitesini ve değerini olumsuz yönde etkiler.

d) Balın Antibakteriyel Özelliği
Bal, antibakteriyel bir özelliğe sahip olduğundan içersinde mikroorganizma yaşayamaz ve çoğalamaz. Son yıllarda bütün dünyada hızla gelişen arı ürünleri ile tedavi olarak adlandırılan “apiterapi”de arı zehiri, propolis, arı sütü ve polen yanında bal da kullanılmaktadır. Arı ürünlerinin tümünün genel sağlık ve vücut direncini koruması yanında tedavi edici özellikleri de vardır. Balın antibakteriyel özelliği; asidik yapıda oluşuna, büyük oranda kuru madde (şeker) ve ayrıca enzimlerle glikozun parçalanması sonucu oluşan antiseptik bir madde olan hidrojen peroksit içermesine bağlıdır. Yüksek oranda şeker içeren bal, yüksek oranda su içeren hastalık etmeni mikroorganizmanın su kaybederek ölmesine ya da çoğalamamasına yol açarak antibakteriyel etkisini gösterir.

7. Balın İnsan Sağlığı Açısından Önemi

Yüksek enerjili ve karbonhidratlı bir madde olan bal, tadı, aroması ve diğer üstün özellikleri nedeniyle insanlar tarafından daha çok bir besin ve enerji kaynağı olarak tüketilmektedir. Bal, aynı zamanda tedavi edici olarak da örneğin çam balı sindirim sistemi rahatsızlıklarında, okaliptüs balı ise solunum sistemi rahatsızlıklarında kullanılabilmektedir.

Zengin bir besin kaynağı olan bal, bebek ve çocukların beslenmesinde de önemli bir yere sahiptir. Çabuk sindirilmesi, bünyesindeki serbest asitler dolayısıyla yağ hazmını kolaylaştırması, anne ve inek sütündeki demir ve diğer eksikliklerin gidermesi, iştah açması gibi özellikleri ve ayrıca sakinleştirici etkisi balın önemini daha da arttırmaktadır. Koyu renkli balların kan yapıcı özelliği, açık renkli ballara kıyasla daha fazladır.

Bal, yalnızca bebek ve çocukların beslenmesinde değil büyüklerin beslenmesinde de yararlıdır. Özellikle çabuk enerjiye dönüşen hazır bir gıda olması nedeniyle, yüzme, dağcılık, atletizm, basketbol, futbol, bisiklet yarışı gibi sporlarla meşgul olan kimselere güç vermek ve yorgunluklarını hafifletmek için kullanılabilir.

Bal, bir besin ve enerji kaynağı olması yanında çeşitli hamur işlerinde ve pastalarda da kullanılmaktadır. Kattığı hoş tat ve aromasının yanı sıra, özellikle levüloz şekerinin su tutma yeteneğinden dolayı, bu yiyeceklerin uzun süre bayatlamadan taze kalmasını sağlar.

POLEN

1. Polenin Yapısı

Polen; çiçekli bitkilerde çiçeklerin erkek organlarınca üretilip dişi organın döllenmesini sağlayan basitçe çiçek tozu olarak da adlandırılan bitkilerin erkek cinsiyet hücreleridir. Bal arıları, poleni büyük oranda yavru gıdası olarak kullanırlar. Polen kıymetli bir protein, vitamin ve mineral madde kaynağıdır.


Polende 18 çeşit amino asit, 10 farklı mineral madde, B grubu vitaminlerinin tümüne ek olarak C, D, E vitaminleri, doğal hormon, enzim, koenzim, pigment, karbonhidrat ve fermentler bulunmaktadır. Kaynağına göre değişiklik göstermekle birlikte genel ortalama olarak polen; %35 karbonhidrat, %20 protein, %20 su, %5 lipid ve %20 dolayında diğer maddeler içerir. Polen, bir canlının büyüyüp gelişebilmesi için günlük alınması gereken aminoasitleri, vitaminleri ve mineral maddeleri yeterli miktarlarda ve denge içinde bulunduran yegane doğal besin maddesidir.

Polenin kimyasal yapısı, rengi, tadı, kokusu ve şekli bitki türüne göre değişmektedir. Çoğunlukla sarı renkli olup siyah, mor, pembe renkli polenlere de rastlamak mümkündür. Ayrıca balın kaynağı, balda bulunan polenlerin analizi ile belirlenmektedir.

2. Polenin Üretimi

Polen, polen tuzakları kullanılarak toplanmaktadır. Kovan girişine değişik şekillerde monte edilebilen tuzaklardan geçen arının taşıdığı polen tuzak haznesinde birikir. Haznede biriken polen, 1-2 gün aralıklarla boşaltılıp 42 oC’ı geçmeyen sıcaklıkta kurutma dolaplarında kurutulup su oranı %7-8 oranına düşürülür. Daha sonra eleklerden geçirilip temizlenen polen hava almayacak şekilde ambalajlanıp 6 aylığa kadar olan depolama için oda sıcaklığında daha uzun süreli depolamalar için soğuk ortamda saklanır. Uzun süreli saklanacak kurutulmuş ve temizlenmiş polen CO2 gazı ile fümige edilebilir.


Yapılan denemeler polen toplamanın, koloninin gelişmesi ve bunun sonucu olarak da bal üretimi üzerinde önemli olumsuz etkide bulunmadığını göstermiştir. Polen toplanması durumunda, arıların daha çok polen toplama seferine çıkarak ve polen tuzağına rağmen küçük polen kümelerini koloniye geçirerek ihtiyaçları olan poleni depoladıkları tespit edilmiştir.

Bal üretimi yanında, gerektiğinde koloni beslemesinde kullanmak veya ticari amaçla polen toplamanın daha kazançlı arıcılığa vesile olduğu kesindir. Polen, teknik olarak kurutma dolaplarında kurutulması yanında basit olarak havadar ve doğrudan güneş ışığı almayan gölge bir yerde kurutulabilir.

3. Polenin Tüketimi

Polen, daha önce de bahsedildiği üzere canlının gelişmesi ve büyümesi için günlük alınması gereken tüm gerekli maddeleri uygun denge içinde bulunduran yegane doğal besindir. Bu bakımdan insan sağlığı ve beslenmesinde ve genel vücut direncinin korunmasında büyük öneme sahiptir. Polen, sabahları aç karnına, kahvaltıdan en az yarım saat önce ya da akşam yemeğinden en az 4 saat sonra tercihen yatmadan önce sade olarak veya ılık süt ve meyve suları içinde alınmalıdır. Günlük alınması gereken doz duruma göre, yetişkinlerde 15-40 g, 6-12 yaş grubu çocuklarda 10-15 g, 3-5 yaş grubu çocuklarda ise 5-15 g’dır. Bir yemek kaşığı kuru polen yaklaşık 10 g’dır.

4. Polenin Faydaları

Genel sağlığın korunması ve vücut direncinin artırılması yanında dengeli beslenme amacıyla da tüketilen polen aşağıdaki hallerde de fayda sağlamaktadır. Ancak nadiren de görülse polen bazı kişilerde alerjik reaksiyona neden olabilir. Bu durumda polenin kullanılmaması gerekir. Polen;
* Zihinsel ve bedensel yorgunluklarının giderilmesinde,
* Çocukların sağlıklı gelişmesi ve beslenmesinde,
* Düşünme, araştırma ve çalışma gücünün artırılmasında,
* Sporcuların ve yarış hayvanlarının performanslarının artırılmasında,
* Kansızlığın giderilmesinde,
* Karaciğer, prostat ve kanser hastalıklarında faydalıdır.

PROPOLİS NEDİR okumak için tıklayın...

BALMUMU NEDİR okumak için tıklayın...

ARI ZEHİRİ NEDİR okumak için tıklayın...

ARI SÜTÜ NEDİR okumak için tıklayın...

POLEN NEDİR okumak için tıklayın...

APİTERAPİ NEDİR okumak için tıklayın...


www.kestanebali.trtc.biz

YAYLACIK KÖYÜ

YAYLACIK KÖYÜ
www.kestanebali.trtc.biz

http://www.yaylacikkoyu.blogspot.com
MEŞHUR KUŞBURNU DİKENİ YÖRESEL İSMİ
KÖPEK GÜLÜ DİKENİ
MEVVE AĞACI ÇİÇEKLERİ
KIZILCIK AĞACI İLK CİÇEK AÇAN AĞAÇTIR ENSON ONUN MEYVESİOLGUNLAŞIR YÖRESEL İSİMİ KİREN DİR
KIRMIZI GÜZELBİR MEYVESİ
VARDIR YENİR EV SİRKESİ YAPMAKDA KULLANILIR ŞIRA VE RECEL VAPMAKDA KULLANILIR
DEFNE AĞACI YÖRESEL İSİMİ
TELİM CALISI YADA TERFİN YIL BOYUNCA YEŞİL KALIR
YABANİ KOCA YEMİŞ ÇİÇEKLERİ YÖRESEL
İSMİ TAHLAN AĞACI yıl boyunca yeşilkalır
ORMAN GÜLÜ ÇİÇEKLERİ
SARI BEYAZ KIRMIZI MOR OLAN YAYLACIK
KÖYÜNDE SADECE MOR OLANINDAN GÖRÜLÜR YÖRESEL İSMİ AĞU DUR
COK NADİR SARISINA RASLANIR yılboyunca yeşil olur yapraklarını dökmez
KESTANE ORMANI VE ÇİÇEKLERİ

KESTANE AĞACI

KESTANE AĞACI

www.kestanebali.trtc.biz

http://www.yaylacikkoyu.blogspot.com


KESTANE AĞACI

Sonbahar mevsiminde piyasaya çıkıp da kebap edilmişiyle, haşlanmışıyla, şekerlemesiyle, pastalarıyla ve bazı yemeklerdeki garnitürünü severek tükettiğimiz kestane adlı meyvesini veren Kestane ağacı, Kayıngiller'dendir.Dünyada üç kıtada, yani Asya, Afrika ve Amerika'da yetişen kestane ağaçlarının 12 türü vardır. Bunlardan en sevilen meyveleri veren Anadolu kestanesinin (C. sativa) anayurdu ülkemizdir. Bu tür, boyu 30 m'yi ve gövde çapı l m'yi aşabilen ulu ağaçlardır. Kısaca kestane diye adlandıracağımız bu türün genç ağaçları dikine büyür. Ağaç yaşlandıkça tacı yayvanlaşır. Gövdesi dik ve düzgündür. Gövde kabuğu önce düzgünken ağaç yaşlandıkça çatlar ve kırışıklarla kaplanır.Toprakta derine inen sağlam kök yapısıyla kayalık yerlerde bile yetişen kestane ağacı, erozyonları önleme bakımından büyük öneme sahiptir. Sık dalları olan kestane ağacının genç dalları kızıl kahverengidir. Bir yaşını aşan dalların rengi açılır ve üzerleri parçalı, girintili çıkıntılı kabukla örtülür.Ağacın yaprakları uzun, mızrak biçimli, ucu sivri ve çok koyu yeşil renklidir.

Ağacın yapraklanmasından sonra açan erkek ve dişi çiçekleri, biryıllık dalların üzerinde ve birbirlerine yakın olarak yer alır. Dişi çiçeklerin döllenmesinden 150-170 gün kadar sonra kestane meyveleri, dikenli bir kabuk içinde 1-7 adet olarak olgunlaşır.Kestanenin, dip tarafı açık, diğer tarafları koyu kahverengi, kalınca sert bir dış kabuğu ile açık kahverengi, ince ve yumuşak bir iç kabuğu vardır. Meyvenin eti, açık sarı renkli ve oldukça serttir. İyi nitelikli bir kestane 2,5 cm. genişlikte ve 15-20 gr. ağırlıkta olur. Ancak, kuzu kestanesi denilen türlerin genişliği ve ağırlığı bu ölçülerden daha küçüktür.


BESİN DEĞERLERİ 100 gr. kestanenin içerdiği besin değerleri şunlardır: 194 kalori: 2,9 gr. protein; 42,1 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 1,5 gr. yağ; 1 gr. lif; 88 mgr. fosfor: 27 mgr. kalsiyum; 1,7 mgr. demir: 6 mgr. sodyum; 454 mgr. potasyum: 0,22 mgr. B1 vitamini; 0,22 mgr. B2 vitamini ve 0,6 mgr. B3 vitamini.


SAĞLIĞIMIZA YARARLARI Yukarıda sayılan yüksek besin değerlerinin yanı sıra; o Kestane, kandaki yüksek kolesterolü düşürür. o Kan şekeri düzeyini kontrol altında tutar: Bu bakımdan şeker hastalarına yararlı olur. o Hayvanlarda, kansere yakalanma rizikosunu azaltmaktadır: Bu etki insanlar üzerinde de araştırılmaktadır.

KESTANEBALIYEMEYİDE İHMAL ETMEYİN***


COĞRAFİ YAPI




















http://www.yaylacikkoyu.blogspot.com
www.kestanebali.trtc.biz

**KIZILCIK AĞACIGİBİ OL İLK ÇİÇEĞİ SEN AÇ ÖYLE YAVAŞ OLGUNLAŞKİ ENSON SENİN MEYVEN TOPLANSIN**
YAYLACIK KÖYÜ ORMAN BAL 1995 YUKARDAKİ KÖYÜN MAZARASI HOTORAFI - 08 -15- 2007 BARTINLI ARICI TARAFINDAN ÇELMİŞTİR YAYLACIK KÖYÜ ARMUT ÇANI DAĞI BURASI DENİZ SEVİYESİNDEN TAHMİNEN 500 ** 750 METRE ARASINDA YÜKSEKDE KESTANE BALI ÜRETİMİ YAPTIĞIMIZ KÖYÜMÜZÜN EŞŞİZ GÜZELLİKDEKİ ORMANLARI KÖYÜMÜZÜN DE KURU OLDUĞU DÖRT BİR TARAFI ORMAN LARLA KAPLIOLAN ALAN RESİMDE GÖRDÜĞÜNÜZ ALAN MİLLİ PARK ALANIDIR*** KASTAMONU,DAN BAŞLAYIP BARTIN DA SONBULAN KÜREDAĞLARI UZANTISIDIR...
2 - COĞRAFİ YAPI (Kurucaşile İlçesi İl Kültür Turizm Müdürlüğü)3OOO yıllık bir tarihi olan ilçenin i lkçağda Fenikeliler başta olmak üzere Miletoslu ve Megaralı gemiciler tarafından kurulan Kromna adında bir site olduğu çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Roma, Bizans ve Ceneviz hakimiyetinden sonra yörede görülen

ilk Türk komutanı Kutalmış oğlu Süleyman Bey’in komutasındaki Kara Tigin’dir. Yıldırım Beyazıt 1395’te bu bölgeyi Candaroğulları’ndan alarak Osmanlı hakimiyetine katmıştır. birlikte ilkçağda Kromna'da para basıldığı bilinmektedir. Kromna kenti Sandal ve Zeytin burunları olmak üzere iki doğal liman arasındaki yarımada da kurulmuştur.İlk devreleri bilinmemekle Kurucaşile Batı Karadeniz sahilinde Bartın iline 62 km. uzaklıkta 1546 km2 alana kurulmuş 8596 nüfuslu kuzeyi Karadeniz güneyi Bartın ili, doğusu Cide ve batısı Amasra ilçeleri ile çevrili deniz ve ormanların içiçe olduğu küçük ve şirin bir ilçedir. 01.09.1957 tarihinde ilçe olan Kurucaşile de 4 mahalle ve 28 köy bulunmakta, yüzölçümünün %40’ı ormanlarla kaplı olan ilçede köylerin büyük çoğunluğu orman köyü statüsü taşımaktadır. İlçemizin merkezi her mevsim yağışlı ılıman Karadeniz iklimi altındadır. Bununla beraber iç kesime gittikçe iklim biraz sertleşir. Kurucaşile ilçesi Batı Karadeniz Bölgesinde Bartın iline 52 KM: uzaklıktadır. Kuzeyinde Karadeniz,güneyinde Bartın,Doğusunda Cide ve batısında Amasra ilçeleri bulunmaktadır. İlçenin rakımı deniz seviyesinden 1500 metreye kadar çıkmaktadır. İlçenin güneyi Küre dağlarının bir uzantısı olan Karadağ,Kayaardı ve Karsaduran dağları ile çevrilidir. 159 KM2’lik yüzölçümünün %40’ı ormanlarla çevrili olan ilçede tarım alanı yok denecek kadar azdır. İlçede tipik Karadeniz iklimi hakim bulunmaktadır. Buna göre kışları soğuk ve yağışlı yazları ise ılık ve yağışlı geçmektedir.



www.kestanebali.trtc.biz

http://www.yaylacikkoyu.blogspot.com